Yargı kararları çıktı. Hepsi de olumlu. Yüksel Seramik fabrikası tarafından ödenmesi gereken tazminatların kaç aylık tutarında olacağı belirlendi.Kesinleşen kararları işverenlere gönderdik. Ancak , işverenler her zaman olduğu gibi yasalara karşı pek bir duyarsız, pek bir ilgisiz görünüyorlar..
Oysa ki, biraz olsun avukatlarının sözünü dinleseler başları derde girmeyecek. İşçilere baskı yapmayın, ayrımcılık yapmayın, birde maaş haklarını vaktinde verin yeter. Başka bir şey isteyen yok. Ama nerdee, sineğin yağını hesaplayanlar bununda hesabını yapıyor olmalılar herhalde.
Şimdi de , Yargıtay'ın kesinleşmiş kararlarını uygulamakta çekinceli davranıyorlar. Ne türden hesapları var , belli değil henüz. Kaçacak başka bir nokta yok ki; İşçiyi kandırma çabaları devam mı ediyor. Gelin, bizle anlaşın mı denilmek isteniyor? Belli değil. Belli olan tek şey, beklemeye tahammül kalmadı artık.
Elimizde kararlar, düşeceğiz İcra dairesinin yoluna, yasal alacaklarımızı icra takibi yoluyla alacağız...Başka bir yol bırakmıyorlar bize.
Pazartesi, Ekim 05, 2009
Salı, Temmuz 21, 2009
İHTARLAR ÇEKİLDİ, SÜRE DOLDU
İhtarlar çekildi noterlerden. İşe iademizi talep ettik. Henüz bir cevap gelmedi işveren vekillerinden. Zaten cevap verme süreleri de doldu artık.
Zaman öyle bir işledi ki, ağır , sessizce ,içimizi burkarak...ama en sonunda yüzümüzü güldürerek. Bu güldürme öyle kahkaha olmasa da , en azından gülümsetti. Yanaklarımızın iki yanında birer ince çizgi halinde gösterdi kendini.
İşveren vekilleri her altı ayda bir maaşlarına yüzde on zam almaya devam ediyorlarken, sırf tazminatları düşük ödemek için neredeyse 2006 yılında verdikleri ücretlerle işçileri çalıştırmaya devam ediyorlar. 2006 yılında aldığı ücretinde 2009 yılında değişiklik nasıl olmaz. Asgari ücret yükselirse ancak yükselen ücretler nedeniyle, 2006 yılının tüm fazla mesaileri artık 2009 yılında olmadığından, ( işçiye karşı yeni taktikler geliştirdiler ) 2009 da da değişen bir şey yok.
Aslında, işe girerken özellikle kendim için konuşayım, her altı ayda bir yüzde on zam sözü verilmişti. bu sözün geçerliliği için söylenebilecek hiç bir şey yok. nasılsa ortada bir sözleşme yok. o yüzden rahatlar.
Ancak, 2006 da işten çıkarılıp, hiç bir tazminatı ödenmeyen arkadaşlar, sendikal tazminatlarına ek olarak , bu tazminatlarını da yasal faizleriyle beraber paşalar gibi alabileceklerine inanıyorum.
Saygılar
Zaman öyle bir işledi ki, ağır , sessizce ,içimizi burkarak...ama en sonunda yüzümüzü güldürerek. Bu güldürme öyle kahkaha olmasa da , en azından gülümsetti. Yanaklarımızın iki yanında birer ince çizgi halinde gösterdi kendini.
İşveren vekilleri her altı ayda bir maaşlarına yüzde on zam almaya devam ediyorlarken, sırf tazminatları düşük ödemek için neredeyse 2006 yılında verdikleri ücretlerle işçileri çalıştırmaya devam ediyorlar. 2006 yılında aldığı ücretinde 2009 yılında değişiklik nasıl olmaz. Asgari ücret yükselirse ancak yükselen ücretler nedeniyle, 2006 yılının tüm fazla mesaileri artık 2009 yılında olmadığından, ( işçiye karşı yeni taktikler geliştirdiler ) 2009 da da değişen bir şey yok.
Aslında, işe girerken özellikle kendim için konuşayım, her altı ayda bir yüzde on zam sözü verilmişti. bu sözün geçerliliği için söylenebilecek hiç bir şey yok. nasılsa ortada bir sözleşme yok. o yüzden rahatlar.
Ancak, 2006 da işten çıkarılıp, hiç bir tazminatı ödenmeyen arkadaşlar, sendikal tazminatlarına ek olarak , bu tazminatlarını da yasal faizleriyle beraber paşalar gibi alabileceklerine inanıyorum.
Saygılar
Cumartesi, Haziran 20, 2009
TÜM DAVALARI KAZANDIK
NEREDEYSE ÜÇ YILA DAYANAN İŞE İADE DAVALARIMIZI KAZANDIK.Bundan sonraki süreç şöyle olacak ; Yargıtaydan onaylı olarak gelen kararlar avukatlarımıza gönderilecek. Avukatlarımızın eline bu evraklar geçtiği gibi süreç başlıyor. Avukatlarımız bizimle irtibata geçip yapmamız gerekenleri söyleyecekler. Yapmamız gereken şey az daha sabretmek. Bir kaç gün içinde avukatlarımız bizlerle irtibat kuracaklar. Ve gelen kararların uygulanması için , noter vasıtası ile fabrikaya işe iade için ihtarlar çekilecek. İhtar masrafını yanımızda götürmeyi unutmayalım. Tahminen 56 TL. gibi bir rakam tutuyor. Mahkemenin kararları avukatlarımıza geldikçe, avukatlarımız bizlere haber verecekler, aynı zamanda ne yapmamız gerektiğini söyleyecekler.
SABIR VE METANETLE DİRENEN İŞÇİ ARKADAŞLARIMIZA BİNLERCE TEŞEKKÜRLER.
ŞİMDİLİK HEPSİ BU KADAR
SABIR VE METANETLE DİRENEN İŞÇİ ARKADAŞLARIMIZA BİNLERCE TEŞEKKÜRLER.
ŞİMDİLİK HEPSİ BU KADAR
Perşembe, Ocak 08, 2009
13 Ocak, 16.30...Bu sefer olcak..Ha gayret

Bugün , davamızın esası hakkında karar verme günü olacaktı. :( , karşı tarafın son dakika şahidinin ( nerden çıktıysa artık ) dinlenmesi için beş gün sonraya bırakıldı yeni duruşma. 13 Ocak saat 16.30...Başkaca görülmesi , araştırılması gereken bir durum kalmadığına göre , esas hakkında bir nihai karar alınması beklenir. Zaten karşı taraf kendini yeterince küçülttü karşımızda. Bundan biz utanç duyduk, onların yüzü bile kızarmadı.
Cuma, Aralık 26, 2008
KARAR DURUŞMASI İÇİN 8 OCAK
KARAR DURUŞMASI TARİHİ 8 OCAK OLARAK BELİRLENDİ.
İkibuçuk yılı hep umutlarla geçen dava sürecinde sona gelindi ( umarız ). Alınması muhtemel kararın ardından Fabrikaya başvurularımızı yapacak ve işimize kaldığımız yerden devam edeceğiz.
Geçen zamana bakıyoruz , kimseye bir şey kazandırmamış. Ne çalışanlar memnun hayatından nede çalıştıranlar...Çalışanın sırtından , alın terinden çalanlar bugün kriz kriz diye yırtınıyorlar. Dürüst işadamları zaten işçinin hakkını bir bakışta ölçüp veriyor. Kaç tane varsa onlardan Türkiye'de...
Kararın ardından , tekrar fabrikamızdayız. Çok özledik. Özlem gidereceğiz. İşimize kaldığımız yerden başımız dik ve onurla devam edeceğiz.
İkibuçuk yılı hep umutlarla geçen dava sürecinde sona gelindi ( umarız ). Alınması muhtemel kararın ardından Fabrikaya başvurularımızı yapacak ve işimize kaldığımız yerden devam edeceğiz.
Geçen zamana bakıyoruz , kimseye bir şey kazandırmamış. Ne çalışanlar memnun hayatından nede çalıştıranlar...Çalışanın sırtından , alın terinden çalanlar bugün kriz kriz diye yırtınıyorlar. Dürüst işadamları zaten işçinin hakkını bir bakışta ölçüp veriyor. Kaç tane varsa onlardan Türkiye'de...
Kararın ardından , tekrar fabrikamızdayız. Çok özledik. Özlem gidereceğiz. İşimize kaldığımız yerden başımız dik ve onurla devam edeceğiz.
Salı, Kasım 25, 2008
Hukukçu Bilirkişi Raporu ( 12 sayfa )
Uzun zamandır beklenen Hukukçu Bilirkişi Raporu sonunda geldi. Dosyayı görmek için lütfen BURAYI tıklatınız.
Saygılarımızla
Saygılarımızla
Çarşamba, Ekim 15, 2008
23/12/2008 Günü Saat 15:00'da Söke Adliyesindeyiz
Bu sefer yüzde bin inanıyoruz ki adaletin tecellisine şahit olacağız. Bu nedenle değerli arkadaşlarımızı 23 aralık tarihinde saat 15:00 da Söke Adliyesinde bulunmalarını bekliyoruz.
Bu arada değerli ziyaretçilerimiz , İlk olarak Ulu önder Atatürk'ün düzenlenmesini istediği ve 1935 - 1936 yıllarında iki kez düzenlettiği Balkanlılar Halk Oyunları Festivaliyle ilgili ilk görüntüleri size özel hazırladığımız bu sayfayı tıklayarak görebilirsiniz.
Saygılarımızla.
Bu arada değerli ziyaretçilerimiz , İlk olarak Ulu önder Atatürk'ün düzenlenmesini istediği ve 1935 - 1936 yıllarında iki kez düzenlettiği Balkanlılar Halk Oyunları Festivaliyle ilgili ilk görüntüleri size özel hazırladığımız bu sayfayı tıklayarak görebilirsiniz.
Saygılarımızla.
Perşembe, Ekim 02, 2008
Dünya'da ve Türkiye'de işçi sömürüsü , işçinin sömürü karşıtı hareketi
Her geçen gün daha modern hayat tarzları gelişiyor. Teknoloji insanlar için rahat bir yaşam vaat ediyor. Arabalar , bilgisayarlar , inşaat teknolojileri , hastaneler , kamu hizmet birimleri teknolojik sistemlerle donanıyor. Her şey insanlar için değil mi ?
19. Yüzyılda İngiltere'de başlayan sanayi devrimi , tarım ekonomisinden sanayi ekonomisine geçişin başlangıcı olarak bilinir. Bu bir sistemli geçiş hareketinin başlangıcı olmakla beraber aynı zamanda sistemli işçi sömürüsünün başlangıcını da oluşturur.
Türkiye'de sanayi ekonomisine geçiş biraz daha geç zamanlara denk gelmekle beraber , geçişle birlikte gelişen olaylar İngilteredeki ve diğer Avrupa ülkelerindeki olaylarla benzerlik gösterir.
İlk fabrikaların açılmasıyla birlikte ilk işçi başkaldırıları da yavaş yavaş görülmeye başlanır. Başkaldırıların temel sebebi işverenlerin işyerindeki tutum ve davranışları, uygulanan katı çalışma politikalarıdır. Ücretler her zaman olduğu gibi düşüktür. Ancak karın doyurmaya yetecek kadardır. İkinci sınıf vatandaş yerine konulma yada insan yerine konulmama sebepleri yine en önemli sebepler arasında yer alır.
Üretim de el emeği , beyin gücü ile hizmet veren , üretimin temel taşını oluşturan işçi sınıfının yönetimde sözü geçmemektedir. Genel olarak işletmelerde imparatorluk tarzı yönetim biçimleri görülmektedir. Sultanlar genel müdürler , sadrazamlar ise genel müdürlerin yardımcıları...İşçinin sırtından kazanılan paraların bir kısmına daima hisse sahiplerinden habersiz olarak el konulur( günümüzdeki popüler adı indiragandi ). Üç beş kişinin yaşam tarzı daha iyiye giderken , çoğunluğun insanca yaşama hakları ise ihlal edilir.
Çevremize baktığımız zaman büyük çoğunluğun geçimini el emeği ile sağladığını görürüz. Toplumumuzun büyük çoğunluğunun işçi olduğu anlamına gelir bu. Genel bir ifade kullanırsak , DÜNYA ÜRETİMİNİN TEMEL DAYANAĞI VE KAYNAĞI İŞÇİLER DİR.
Çevremize ikinci bir bakış atalım. Üretimin temel dayanağı ve kaynağı işçilerin yaşam tarzlarına bakalım. Çoğunluğu kirada, kirada değilse çatısı her yağmurda akan , penceresinden soğuk giren en fazla iki odalı evlerde yaşarlar. Gelirleri giderlerini asla karşılamaz. Üzerlerindeki giysiler uzun yıllardır giydikleridir. Çocukları devlet okullarında okur. Orta okulu bitirdikten sonra askeri okullara göndermek esas amaçlarıdır. Kendilerinin yaşamadıkları mutlu yaşamı çocuklarının yaşamasını dilerler.
Birde bakışlarımızı işletmeleri yöneten Sultan , sadrazam takımına yöneltelim. Her gün gazetelerde gördüğümüz sosyete haberlerine sakın aldanmayın. Onların sosyetik yaşamlarının bedelini üstte andığım işçiler öderler. Onların haberleri bile olmaz. Çünkü , Türkiye'de basın (?) halk için çalışmaz. Yalnızca yüzde onluk küçük mutlu azınlık için çalışır. Onların yaşamlarını konu edinir. Bir kısım Sultanlar, kendilerini halkın sevgilisi olarak tanıtırlar. Zaman zaman minik bağışlar yaparlar. Okullar , hastaneler vb. yaptırırlar. Yaptıkları masrafları ödeyecekleri vergilerden zaten düşeceklerdir. Önemli olan kendi isimlerini hayırsever olarak duyurmak , kendilerini bağışlatmaktır topluma. Ne için bağışlama?
İşveren adı verilen , işletmeler üzerinde hiç bir yasal miras ve hisseleri bulunmayan, hisse sahipleri adına işyerini yürütme - yönetme yetkisine sahip kimselere bakalım. Dedik ya, hisse sahipleri sosyetik haber konuları yaratmak için uğraştıklarından işletmelerle ilgilenecek zamanları yoktur. Onlar adına denetmenleri bu işleri yaparlar. Hisse sahipleri sadece yapılan karlara bakarlar.
İşverenler; Genel müdürler , müdürler , müdür yardımcıları , bölüm müdürleri, şefler vb. sıralanır giderler. Aynı sıraya göre işçi sömürüsünden pay alırlar. Hisse sahipleri bunu bilirler ancak bir şey söylemezler, sonuçta kim gelirse gelsin aynı şeyi yapacaktır. Önce defolu ürünler , ıskarta ürünler , atıklar pazarlanırken kayıtlara girmeyenlerin paraları köy sandığına ( ! ) gider. Ayrıca ekstra üretimlerden istedikleri kadarını ıskarta olarak gösterip kendi hesaplarına satarlar. İşçinin maaşlarını neden geç öderler bilirmisiniz? Bir bütün olarak işçi maaşları büyük meblağlar halinde bankalarda repo ve faiz gelirleri elde etmek için yatırılırlar. Ne zaman vade doldu, işçi maaşını bankadan çekebilir. İşçi ev kirasını , elektrik , su, telefon vb. faturalarını her ay ceza faizli ödemek zorunda kalır. Bu her ay ayrı bir stres kaynağıdır. Acaba bu ay maaş alabilecekmiyiz? Acaba fabrika bizi işten atacak mı? Ne zaman atacak ?
Anadolu İnsanı son derece açık kalpli, dürüst, ahlaklı ve cana yakın ve çalışkandır. Bileğinin kuvvetine dayanarak çalışır, alnının terinin karşılığını topraktan alır. Miras nedeniyle bölünen ve küçülen topraklar, artan nüfus; Anadolu'dan büyük şehirlere göçü tetikleyen en büyük etkendir. Tertemiz Anadolu insanı büyük şehrin dişlileri arasına girip , şehirlerin efendilerine hizmet etmeye başladığında sorunlarda başlar. Çünkü, çalıştığının karşlığını topraktan almaya ve karnını doyurmaya alışmış Anadolu insanı için bu fabrikalarda çalışıp hakkını alamamak büyük bir sorundur. İş, ekmektir. İş, yaşamın insanca devamı için gerekliliktir. Çalıştığının hakkını almak ve hakkını aldığına inanmak duyguların en güzelidir. Ancak bu güzel duyguyu pek az bir kesim ender olarak tadabilir. Eğitimli işçiler.
Mühendisler , teknikerler , teknisyenler , idari hizmetlerde çalışan diğer bölümler mezunu üniversiteli işçiler....Aslında işverenlerin işçiler arasında ayrımcılık yapabilmek için uyguladığı bir memur - işçi kadrolaşması vardır. İşçi tanımını kendilerince yorumlarlar ve böylece kendilerine en çok fayda sağlayan ve işletmede sürekliliğin sağlanmasının gerektiği noktalarda bulunan kimseleri memur , şef , baş şef , müdür tanımlamaları ile kendilerine bağlar. Oysa, hisse sahibi olmayan, işletmede hangi nam altında olursa olsun çalışan ve ücret alan herkes işçidir.
New York'ta herhangi bir iş yerinden tutun, Shanghai'daki en büyük fabrikalarda çalışan işçilere kadar tüm işçiler aynı psikoloji ile işlerine giderler, işlerini yaparlar ve neredeyse aynı psikoloji altında davranış - tepki gösterirler. Yetki - görev ; hak - sorumluluk = ücret dengesi olduğu sürece mutluluk , aksi halde mutsuzluk ve huzursuzluk olur. Elbette bir iş yeri siyasetinin adil olması , insancıl olması beklenen bir şeydir. Mücadelenin başladığı yerde burasıdır. Sorunların genişlemesi: güvensizliği , verim eksikliğini en sonunda mutlak iş yeri çatışmalarını meydana getirir. Adaletsiz paylaşım , adaletsiz yaklaşım sendikal istemlerin artmasına neden olur. Bu durum Türkiye'deki iş - işçi siyaseti açısından da geçerlidir.
İlk işçi protestolarından bahsetmiştik. Dünyadaki ilk işçi başkaldırısı nerede ve ne zaman oldu bilemeyiz elbette. Ancak bilinen ilk protestolar sanayi devriminden hemen önce kölelik başkaldırısı adı altında Amerika'da , Avrupalıların sömürü faaliyetlerine direnmek için güney Afrika'da , Makinalaşmaya geçiş sürecinde çalışma saatlerinin düşürülmesi ve çocukların ve kadınların gece çalıştırılmaması için İngiltere de protestolar yapıldı. * " 1 Mayıs'ın sekiz saatlik iş gününü elde etme aracı olarak kullanma düşüncesi ilk kez Avustralya'da doğdu. Avustralyalı işçiler, 1856'da, sekiz saatlik işgünü lehinde gösteriler yaparak, toplantılar ve eğlenceler düzenleyerek, hep birlikte bir günlük iş bırakmaya karar verdiler. Bu kutlamanın yapılacağı gün olarak da 21 Nisan tarihi saptandı. Avustralyalı işçiler bu kararı, yalnızca 1856'da uygulamaya niyetlenmişlerdi. Ama bu ilk kutlamanın Avustralyalı işçi kitleler üzerinde çok büyük etkisi oldu, onları canlandırıp yeni bir heyecana yol açtı ve bu kutlamanın her yıl tekrarlanmasına karar verildi.
Gerçekten işçilere, kendi kendilerine kararlaştırdıkları bir anda, kitle halinde işi bırakmaktan daha fazla cesaret ve kendi gücüne güven duygusunu ne verebilirdi? Fabrikaların ve atölyelerin ebedi kölelerine, kendi öz birliklerini toplamaktan daha fazla ne cesaret verebilirdi? Böylece, proleter bir kutlama günü düşüncesi hızla benimsendi ve Avustralya'dan diğer ülkelere yayılmaya başladı, ta ki sonunda tüm işçi dünyasını fethedene dek.
Avustralyalı işçilerin örneğini ilk izleyen Amerikalılar oldu. 1886'da l Mayıs'ın evrensel bir iş bırakma günü olmasına karar verdiler, l Mayıs'ta 200 bin Amerikalı işçi iş bıraktı ve 8 saatlik işgünü talebinde bulundu. Daha sonra uygulanan polisiye ve yasal baskılarla, işçilerin bu ölçekte bir gösteriyi tekrarlaması birkaç yıl engellendi. Yine de 1888'de bu yolda yeniden karar aldılar ve gelecek gösterinin l Mayıs 1890'da olmasını kararlaştırdılar.
Bu sırada Avrupa'daki işçi hareketi de güçlendi ve canlandı. Bu hareketin en güçlü ifadesi, 1889'da toplanan Uluslararası İşçiler Kongresi oldu. 400 delegenin katıldığı bu Kongrede, sekiz saatlik işgünü talebinin en başta yer alması gerektiği yolunda karar alındı. Bunun üzerine Fransız sendikalarının temsilcisi, Bordeaux'lu işçi Lavigne, bu talebin tüm ülkelerde evrensel bir iş bırakma ile dile getirilmesini teklif etti. Amerikan işçilerinin temsilcisi, yoldaşlarının l Mayıs 1890'da grev yapılması yolunda aldığı karara dikkat çekti ve Kongre bu tarihte uluslararası bir işçi gününün kutlanmasına karar verdi. " *
Rosa Luxemburg - şubat 1894
( devam edecek )
19. Yüzyılda İngiltere'de başlayan sanayi devrimi , tarım ekonomisinden sanayi ekonomisine geçişin başlangıcı olarak bilinir. Bu bir sistemli geçiş hareketinin başlangıcı olmakla beraber aynı zamanda sistemli işçi sömürüsünün başlangıcını da oluşturur.
Türkiye'de sanayi ekonomisine geçiş biraz daha geç zamanlara denk gelmekle beraber , geçişle birlikte gelişen olaylar İngilteredeki ve diğer Avrupa ülkelerindeki olaylarla benzerlik gösterir.
İlk fabrikaların açılmasıyla birlikte ilk işçi başkaldırıları da yavaş yavaş görülmeye başlanır. Başkaldırıların temel sebebi işverenlerin işyerindeki tutum ve davranışları, uygulanan katı çalışma politikalarıdır. Ücretler her zaman olduğu gibi düşüktür. Ancak karın doyurmaya yetecek kadardır. İkinci sınıf vatandaş yerine konulma yada insan yerine konulmama sebepleri yine en önemli sebepler arasında yer alır.
Üretim de el emeği , beyin gücü ile hizmet veren , üretimin temel taşını oluşturan işçi sınıfının yönetimde sözü geçmemektedir. Genel olarak işletmelerde imparatorluk tarzı yönetim biçimleri görülmektedir. Sultanlar genel müdürler , sadrazamlar ise genel müdürlerin yardımcıları...İşçinin sırtından kazanılan paraların bir kısmına daima hisse sahiplerinden habersiz olarak el konulur( günümüzdeki popüler adı indiragandi ). Üç beş kişinin yaşam tarzı daha iyiye giderken , çoğunluğun insanca yaşama hakları ise ihlal edilir.
Çevremize baktığımız zaman büyük çoğunluğun geçimini el emeği ile sağladığını görürüz. Toplumumuzun büyük çoğunluğunun işçi olduğu anlamına gelir bu. Genel bir ifade kullanırsak , DÜNYA ÜRETİMİNİN TEMEL DAYANAĞI VE KAYNAĞI İŞÇİLER DİR.
Çevremize ikinci bir bakış atalım. Üretimin temel dayanağı ve kaynağı işçilerin yaşam tarzlarına bakalım. Çoğunluğu kirada, kirada değilse çatısı her yağmurda akan , penceresinden soğuk giren en fazla iki odalı evlerde yaşarlar. Gelirleri giderlerini asla karşılamaz. Üzerlerindeki giysiler uzun yıllardır giydikleridir. Çocukları devlet okullarında okur. Orta okulu bitirdikten sonra askeri okullara göndermek esas amaçlarıdır. Kendilerinin yaşamadıkları mutlu yaşamı çocuklarının yaşamasını dilerler.
Birde bakışlarımızı işletmeleri yöneten Sultan , sadrazam takımına yöneltelim. Her gün gazetelerde gördüğümüz sosyete haberlerine sakın aldanmayın. Onların sosyetik yaşamlarının bedelini üstte andığım işçiler öderler. Onların haberleri bile olmaz. Çünkü , Türkiye'de basın (?) halk için çalışmaz. Yalnızca yüzde onluk küçük mutlu azınlık için çalışır. Onların yaşamlarını konu edinir. Bir kısım Sultanlar, kendilerini halkın sevgilisi olarak tanıtırlar. Zaman zaman minik bağışlar yaparlar. Okullar , hastaneler vb. yaptırırlar. Yaptıkları masrafları ödeyecekleri vergilerden zaten düşeceklerdir. Önemli olan kendi isimlerini hayırsever olarak duyurmak , kendilerini bağışlatmaktır topluma. Ne için bağışlama?
İşveren adı verilen , işletmeler üzerinde hiç bir yasal miras ve hisseleri bulunmayan, hisse sahipleri adına işyerini yürütme - yönetme yetkisine sahip kimselere bakalım. Dedik ya, hisse sahipleri sosyetik haber konuları yaratmak için uğraştıklarından işletmelerle ilgilenecek zamanları yoktur. Onlar adına denetmenleri bu işleri yaparlar. Hisse sahipleri sadece yapılan karlara bakarlar.
İşverenler; Genel müdürler , müdürler , müdür yardımcıları , bölüm müdürleri, şefler vb. sıralanır giderler. Aynı sıraya göre işçi sömürüsünden pay alırlar. Hisse sahipleri bunu bilirler ancak bir şey söylemezler, sonuçta kim gelirse gelsin aynı şeyi yapacaktır. Önce defolu ürünler , ıskarta ürünler , atıklar pazarlanırken kayıtlara girmeyenlerin paraları köy sandığına ( ! ) gider. Ayrıca ekstra üretimlerden istedikleri kadarını ıskarta olarak gösterip kendi hesaplarına satarlar. İşçinin maaşlarını neden geç öderler bilirmisiniz? Bir bütün olarak işçi maaşları büyük meblağlar halinde bankalarda repo ve faiz gelirleri elde etmek için yatırılırlar. Ne zaman vade doldu, işçi maaşını bankadan çekebilir. İşçi ev kirasını , elektrik , su, telefon vb. faturalarını her ay ceza faizli ödemek zorunda kalır. Bu her ay ayrı bir stres kaynağıdır. Acaba bu ay maaş alabilecekmiyiz? Acaba fabrika bizi işten atacak mı? Ne zaman atacak ?
Anadolu İnsanı son derece açık kalpli, dürüst, ahlaklı ve cana yakın ve çalışkandır. Bileğinin kuvvetine dayanarak çalışır, alnının terinin karşılığını topraktan alır. Miras nedeniyle bölünen ve küçülen topraklar, artan nüfus; Anadolu'dan büyük şehirlere göçü tetikleyen en büyük etkendir. Tertemiz Anadolu insanı büyük şehrin dişlileri arasına girip , şehirlerin efendilerine hizmet etmeye başladığında sorunlarda başlar. Çünkü, çalıştığının karşlığını topraktan almaya ve karnını doyurmaya alışmış Anadolu insanı için bu fabrikalarda çalışıp hakkını alamamak büyük bir sorundur. İş, ekmektir. İş, yaşamın insanca devamı için gerekliliktir. Çalıştığının hakkını almak ve hakkını aldığına inanmak duyguların en güzelidir. Ancak bu güzel duyguyu pek az bir kesim ender olarak tadabilir. Eğitimli işçiler.
Mühendisler , teknikerler , teknisyenler , idari hizmetlerde çalışan diğer bölümler mezunu üniversiteli işçiler....Aslında işverenlerin işçiler arasında ayrımcılık yapabilmek için uyguladığı bir memur - işçi kadrolaşması vardır. İşçi tanımını kendilerince yorumlarlar ve böylece kendilerine en çok fayda sağlayan ve işletmede sürekliliğin sağlanmasının gerektiği noktalarda bulunan kimseleri memur , şef , baş şef , müdür tanımlamaları ile kendilerine bağlar. Oysa, hisse sahibi olmayan, işletmede hangi nam altında olursa olsun çalışan ve ücret alan herkes işçidir.
New York'ta herhangi bir iş yerinden tutun, Shanghai'daki en büyük fabrikalarda çalışan işçilere kadar tüm işçiler aynı psikoloji ile işlerine giderler, işlerini yaparlar ve neredeyse aynı psikoloji altında davranış - tepki gösterirler. Yetki - görev ; hak - sorumluluk = ücret dengesi olduğu sürece mutluluk , aksi halde mutsuzluk ve huzursuzluk olur. Elbette bir iş yeri siyasetinin adil olması , insancıl olması beklenen bir şeydir. Mücadelenin başladığı yerde burasıdır. Sorunların genişlemesi: güvensizliği , verim eksikliğini en sonunda mutlak iş yeri çatışmalarını meydana getirir. Adaletsiz paylaşım , adaletsiz yaklaşım sendikal istemlerin artmasına neden olur. Bu durum Türkiye'deki iş - işçi siyaseti açısından da geçerlidir.
İlk işçi protestolarından bahsetmiştik. Dünyadaki ilk işçi başkaldırısı nerede ve ne zaman oldu bilemeyiz elbette. Ancak bilinen ilk protestolar sanayi devriminden hemen önce kölelik başkaldırısı adı altında Amerika'da , Avrupalıların sömürü faaliyetlerine direnmek için güney Afrika'da , Makinalaşmaya geçiş sürecinde çalışma saatlerinin düşürülmesi ve çocukların ve kadınların gece çalıştırılmaması için İngiltere de protestolar yapıldı. * " 1 Mayıs'ın sekiz saatlik iş gününü elde etme aracı olarak kullanma düşüncesi ilk kez Avustralya'da doğdu. Avustralyalı işçiler, 1856'da, sekiz saatlik işgünü lehinde gösteriler yaparak, toplantılar ve eğlenceler düzenleyerek, hep birlikte bir günlük iş bırakmaya karar verdiler. Bu kutlamanın yapılacağı gün olarak da 21 Nisan tarihi saptandı. Avustralyalı işçiler bu kararı, yalnızca 1856'da uygulamaya niyetlenmişlerdi. Ama bu ilk kutlamanın Avustralyalı işçi kitleler üzerinde çok büyük etkisi oldu, onları canlandırıp yeni bir heyecana yol açtı ve bu kutlamanın her yıl tekrarlanmasına karar verildi.
Gerçekten işçilere, kendi kendilerine kararlaştırdıkları bir anda, kitle halinde işi bırakmaktan daha fazla cesaret ve kendi gücüne güven duygusunu ne verebilirdi? Fabrikaların ve atölyelerin ebedi kölelerine, kendi öz birliklerini toplamaktan daha fazla ne cesaret verebilirdi? Böylece, proleter bir kutlama günü düşüncesi hızla benimsendi ve Avustralya'dan diğer ülkelere yayılmaya başladı, ta ki sonunda tüm işçi dünyasını fethedene dek.
Avustralyalı işçilerin örneğini ilk izleyen Amerikalılar oldu. 1886'da l Mayıs'ın evrensel bir iş bırakma günü olmasına karar verdiler, l Mayıs'ta 200 bin Amerikalı işçi iş bıraktı ve 8 saatlik işgünü talebinde bulundu. Daha sonra uygulanan polisiye ve yasal baskılarla, işçilerin bu ölçekte bir gösteriyi tekrarlaması birkaç yıl engellendi. Yine de 1888'de bu yolda yeniden karar aldılar ve gelecek gösterinin l Mayıs 1890'da olmasını kararlaştırdılar.
Bu sırada Avrupa'daki işçi hareketi de güçlendi ve canlandı. Bu hareketin en güçlü ifadesi, 1889'da toplanan Uluslararası İşçiler Kongresi oldu. 400 delegenin katıldığı bu Kongrede, sekiz saatlik işgünü talebinin en başta yer alması gerektiği yolunda karar alındı. Bunun üzerine Fransız sendikalarının temsilcisi, Bordeaux'lu işçi Lavigne, bu talebin tüm ülkelerde evrensel bir iş bırakma ile dile getirilmesini teklif etti. Amerikan işçilerinin temsilcisi, yoldaşlarının l Mayıs 1890'da grev yapılması yolunda aldığı karara dikkat çekti ve Kongre bu tarihte uluslararası bir işçi gününün kutlanmasına karar verdi. " *
Rosa Luxemburg - şubat 1894
( devam edecek )
Çarşamba, Eylül 17, 2008
11 Eylül'den 9 Ekim 2008 saat 15:00'a atıldı.
11 Eylül tarihli duruşmaya , ikinci bilirkişiye, ikinci defa gönderilen dosyalarımız henüz geri gelmediğinden; yeni duruşma tarihi 9 EKİM 2008 saat : 15.00'e verildi. Değerli site ziyaretçilerimizin bilgisine arzederiz.
Cuma, Temmuz 25, 2008
11 EYLÜL SAAT 14:05'DA
24 Temmuz perşembe günü gidilen duruşmada , Ankara'ya ikinci bilirkişiye , gönderilen dosyalarımız henüz geri gelmediği için , sonraki duruşmanın tarihi 11 EYLÜL 2008 tarih ve 14:05'e atıldı.
Perşembe, Mayıs 08, 2008
Beklediğimiz Gibi Oldu

THEMIS ( ADALET TANRIÇASI )
Bugün beklediğimiz şekilde gelişti. İkinci kez bilirkişiye gönderilen dosyalarımız henüz geri gelmediği için yeni bir duruşma tarihi verilmekle yetinildi. Gelecek duruşma tarihi : 24 TEMMUZ 2008 , SAAT 14:30...ILANEN DUYURULUR.
Ikıncı Olarak : Telekom'a sabit ücret ödemekten bıkanlara önemli bir hatırlatmamız olacak. Bu hatırlatmayı TELEKOM CUMBURLOP adını tıklayarak okumanızı öneririm.
Cumartesi, Mayıs 03, 2008
Bir Mayıs ( Uğur Mumcu , 1 mayis 1986 )
Bugün 1 Mayıs...
Polonyadaki Marksist-Leninist etiketli askeri cunta, Komünist Partisinin düzenleyeceği törenler dışındaki bütün toplantı ve gösterileri yasakladı. Amaç, Bağımsız Dayanışma Sendikasının 1 Mayıs gösterilerini engellemektir.
1 Mayıs günü siyasal gösteri yapmak Türkiyede de yasaktır. Bizde sözde demokrasi var; ancak bu tür gösterilere izin yok. ( Değerli Gazeteci , Rahmetli Uğur Mumcunun bu yazisinin devamını burdan okuyabilirsiniz.)
Polonyadaki Marksist-Leninist etiketli askeri cunta, Komünist Partisinin düzenleyeceği törenler dışındaki bütün toplantı ve gösterileri yasakladı. Amaç, Bağımsız Dayanışma Sendikasının 1 Mayıs gösterilerini engellemektir.
1 Mayıs günü siyasal gösteri yapmak Türkiyede de yasaktır. Bizde sözde demokrasi var; ancak bu tür gösterilere izin yok. ( Değerli Gazeteci , Rahmetli Uğur Mumcunun bu yazisinin devamını burdan okuyabilirsiniz.)
Salı, Mart 18, 2008
Bugün 18 Mart , Kaçıncı duruşma bu hatırlamıyorum, 8 Mayıs 2008'e atıldı.Saat : 14:00
Çanakkaleyi yedi düvele aşılmaz duvar yapan bir imanın ve vatan sevgisinin en yüksek mertebesine sahip Türk Milletinin aziz Askeri ; Cesareti , metaneti , ağırbaşlılığı bütün dünyaya öğreten , düşmanlarının dahi karşısında saygıyla eğildiği , kahraman askerler. ' Yurtta Sulh , Cihanda Sulh ' sözleriyle bütün dünyaya insanlık dersi veren ebedi komutan Mustafa Kemal ve kahramanlık destanlarını yazdıran Kemal'in askerleri...Asla unutulmanıza izin vermeyeceğiz. Kanınınızın her damlasının suladığı bu kutsal toprakları kanımızla koruyacağız. Nice Onsekiz Martlar geçsede üzerinden tarihin, dün gibi , az önce imiş gibi hatırlayacağız , bileceğiz. Emanetinizi gözümüzden sakınacak , sahte imamlara , sahte milliyetçilere , sahte vatan aşıklarına bırakmayacağız. Hakkını hakkımız bilip koruyacağız.
Çanakkale şehitlerinin aziz hatırasına hazırlanan web sitesini şimdi ziyaret etmenizi arzu ederim. Lütfen BURAYI Tıklayınız.
* * *
*
Dikkat : BİLİRKİŞİ RAPORUNU OKUMAK için yazının üzerini veya yan linki tıklayınız.
Eveeet , şimdi geldik bir buçuk yılını devirdiğimiz davamızda , sendikaya üye olduğumuz için fabrikadan şutlanmamız nedeniyle açtığımız işe iade davasının bilmem kaçıncı duruşmasına... Artık saymayı bıraktım. Aslında ilk duruşmadan itibaren bütün zabıtları tek tek bu sayfalara girseydim değerli sayfa ziyaretçilerinin canları fena halde sıkılmayacak ve ortaya Rahmetli Aziz Nesin'lik ve Rahmetli Kemal Sunal'lık bir hikaye çıkartabileklerdi. Artık darısı , hikayemizi yazıp yönetmek isteyenlerin başına diyelim. Biz her zaman buradayız. Sosyal filimler çekmek isteyen yönetmenlerimiz bize mesaj atabilirler :) ( yani şaka )
Bugün tam kadroya yakın adliyede idik. Bu arada , bana mail göndererek , sms atarak davamızda başarılar dileyen değerli eş , akraba ve dostlarımıza kalpten teşekkürler.
Duruşma saati olan 14:00'da bütün ekip toplandık. Toplandık ama , saatimiz gelip geçtiği halde loş koridorda beklemeye devam ediyorduk. Niyahet Saat 15:30 sularında içeriye ancak rica minnet çağırttırdık kendimizi. Centilmen Söke'li avukat arkadaşlara teşekkürler. :)
Eski duruşma heyecanlarının yerini artık uzamaktan canımıza tak eden davanın bugünkü duruşmasında olacakların stresi vardı. Çünkü son üç duruşmadır bir karar çıkma beklentisi içinde idik. Beklentimizin karşılanmadığı her duruşma bizim için kaybolan zamandan ibaretti. Bizim için kaybolan zaman karşı tarafa bir ödül olarak yansıyordu elbette. Altına gireceği yükümlülük habire ertelenen işverenlerimiz elbette yeni ayak oyunları denemeye başlamışlardır fabrikada. Yeni baskı ve caydırma yöntemleri.' sen malum sendikaya üye olmuştun demi , görürsün sen şimdi, zati zor kurtardık paçayı , bir daha hak aramaymış , iş yasasıymış felan demeyesin diye , hatta istifanı veresin beş kuruş tazminatsız ayrılasın diye seni kazma kürek işlerine veriyom ' - ' iyi de , müdürüm , ben zaten dandik bir işte çalışıyom. Ne tatil var , ne maaş var , ne dinlenmek var...Benden daha ne istiyon , canımı mı ?
Elbette bu diyalog bir hayal ürünü , gerçek kişilerle ve kuruluşlarla bir alakası yok , tamamen benim uydurmam. Nereden uydurduğumu sorarsanız , söyleyemem , ayıp olur. Öylesine yazıverdim işte.
Duruşmanın en alevli yeri elbette bilirkişi raporunun değerlendirilmesi idi. Hukuksal açıdan bir geçerliliği olmayan bir evrak vasfına bürünmesi karşı taraf avukatının söylemlerinin çok daha ötesinde bir durumdu aslında. Bu örnekte , bu türden davalarda bilirkişi tayin edilen kişilerin bilirkişiliklerinin hukuksal geçerlilik sağlaması için mutlaka hukuk eğitimi veren bir bilirkişi hoca olması gerektiğini öğrendik. İyi de madem bir anlamı yoktu bu raporun neden 6 ay gibi bir süre bunun için bekletildik. Bu raporun hazırlanması için gerekli incelemeyi yapacak bilirkişiyi seçen makamlar böyle bir sonucun çıkacağının bilincinde değilmiydiler? Yada biliyorlardı da bize gıcıklık olsun diye mi böyle yaptılar? Raporumuzu hazırlayan bilirkişiyi , madem ki yetkisiz di , neden seçmişlerdi? Yetkili idiyse neden hakim tarafından kabul edilmemiş ve bizim sıkıntı sürecimiz uzatılmış idi? Şimdi ne olacak , bir altı ay daha bekleyeceğiz...Neden? Bilirkişi raporu için....(???)
Dedim ya, ben kendi kendime konuşuyorum böyle. Hayal kuruyorum. Hani okuyacak birileri de belki çıkar , belki bir yönetmen , yazar felan...Keşfeder beni diye hikayeler yazıyorum. Kimse üstüne alınmasın.
Çanakkale şehitlerinin aziz hatırasına hazırlanan web sitesini şimdi ziyaret etmenizi arzu ederim. Lütfen BURAYI Tıklayınız.
* * *
*
Dikkat : BİLİRKİŞİ RAPORUNU OKUMAK için yazının üzerini veya yan linki tıklayınız.
Eveeet , şimdi geldik bir buçuk yılını devirdiğimiz davamızda , sendikaya üye olduğumuz için fabrikadan şutlanmamız nedeniyle açtığımız işe iade davasının bilmem kaçıncı duruşmasına... Artık saymayı bıraktım. Aslında ilk duruşmadan itibaren bütün zabıtları tek tek bu sayfalara girseydim değerli sayfa ziyaretçilerinin canları fena halde sıkılmayacak ve ortaya Rahmetli Aziz Nesin'lik ve Rahmetli Kemal Sunal'lık bir hikaye çıkartabileklerdi. Artık darısı , hikayemizi yazıp yönetmek isteyenlerin başına diyelim. Biz her zaman buradayız. Sosyal filimler çekmek isteyen yönetmenlerimiz bize mesaj atabilirler :) ( yani şaka )
Bugün tam kadroya yakın adliyede idik. Bu arada , bana mail göndererek , sms atarak davamızda başarılar dileyen değerli eş , akraba ve dostlarımıza kalpten teşekkürler.
Duruşma saati olan 14:00'da bütün ekip toplandık. Toplandık ama , saatimiz gelip geçtiği halde loş koridorda beklemeye devam ediyorduk. Niyahet Saat 15:30 sularında içeriye ancak rica minnet çağırttırdık kendimizi. Centilmen Söke'li avukat arkadaşlara teşekkürler. :)
Eski duruşma heyecanlarının yerini artık uzamaktan canımıza tak eden davanın bugünkü duruşmasında olacakların stresi vardı. Çünkü son üç duruşmadır bir karar çıkma beklentisi içinde idik. Beklentimizin karşılanmadığı her duruşma bizim için kaybolan zamandan ibaretti. Bizim için kaybolan zaman karşı tarafa bir ödül olarak yansıyordu elbette. Altına gireceği yükümlülük habire ertelenen işverenlerimiz elbette yeni ayak oyunları denemeye başlamışlardır fabrikada. Yeni baskı ve caydırma yöntemleri.' sen malum sendikaya üye olmuştun demi , görürsün sen şimdi, zati zor kurtardık paçayı , bir daha hak aramaymış , iş yasasıymış felan demeyesin diye , hatta istifanı veresin beş kuruş tazminatsız ayrılasın diye seni kazma kürek işlerine veriyom ' - ' iyi de , müdürüm , ben zaten dandik bir işte çalışıyom. Ne tatil var , ne maaş var , ne dinlenmek var...Benden daha ne istiyon , canımı mı ?
Elbette bu diyalog bir hayal ürünü , gerçek kişilerle ve kuruluşlarla bir alakası yok , tamamen benim uydurmam. Nereden uydurduğumu sorarsanız , söyleyemem , ayıp olur. Öylesine yazıverdim işte.
Duruşmanın en alevli yeri elbette bilirkişi raporunun değerlendirilmesi idi. Hukuksal açıdan bir geçerliliği olmayan bir evrak vasfına bürünmesi karşı taraf avukatının söylemlerinin çok daha ötesinde bir durumdu aslında. Bu örnekte , bu türden davalarda bilirkişi tayin edilen kişilerin bilirkişiliklerinin hukuksal geçerlilik sağlaması için mutlaka hukuk eğitimi veren bir bilirkişi hoca olması gerektiğini öğrendik. İyi de madem bir anlamı yoktu bu raporun neden 6 ay gibi bir süre bunun için bekletildik. Bu raporun hazırlanması için gerekli incelemeyi yapacak bilirkişiyi seçen makamlar böyle bir sonucun çıkacağının bilincinde değilmiydiler? Yada biliyorlardı da bize gıcıklık olsun diye mi böyle yaptılar? Raporumuzu hazırlayan bilirkişiyi , madem ki yetkisiz di , neden seçmişlerdi? Yetkili idiyse neden hakim tarafından kabul edilmemiş ve bizim sıkıntı sürecimiz uzatılmış idi? Şimdi ne olacak , bir altı ay daha bekleyeceğiz...Neden? Bilirkişi raporu için....(???)
Dedim ya, ben kendi kendime konuşuyorum böyle. Hayal kuruyorum. Hani okuyacak birileri de belki çıkar , belki bir yönetmen , yazar felan...Keşfeder beni diye hikayeler yazıyorum. Kimse üstüne alınmasın.
Salı, Ocak 01, 2008
2008 , Dünyaya barış , huzur ve mutluluk getirsin
2008 Dünya işçilerine işyerlerinde iş barışını , devletlerin işçiye olumlu yaklaşımını, var olan yasaların uygulama alanında pratiklik sağlamasını , zayıf olanları güçlüler karşısında koruyacak olan yasa uygulayıcılarına adalet duygusunu , işsizlere iş , gençlere umut vermesini dileriz.
Bizleri aylardır mağdur durumda , işsiz , aç , açıkta , borç içinde bırakan sistemin yenilenmesini, işsizlik ödeneğinin süresinin ve miktarının arttırılmasını , işverenlerin işçileri keyfi olarak sokağa atmak isteklerini yok edecek yasal düzenlemeler yapılmasını ( yasal tazminatların minimum 10 kat arttırılması ve üst sınır konulmaması , mahkeme süresince geçecek tüm aylara ait ödemelerin tazminata ek olarak işveren tarafından işçiye yapılması , sendikal faaliyete engel olan işverenlere verilecek tazminat ödeme cezalarının fabrikanın ekonomik büyüklüğüne oranlı olmasını ve diğer tazminatlara eklenerek ödenmesini sağlayacak yasal düzenlemeler yapılmasını vb. ) dileriz...
2008 , dileriz ki , kimseyi aç bırakmaz , açları doyurur , evsizleri ev sahibi yapar , soğukta üşütmez , sıcakta yakmaz , uçakları düşürmez , terörün kökü tamamen kazınır , akılsızlara akıl , fikirsizlere fikir verir...Vesselam
Bizleri aylardır mağdur durumda , işsiz , aç , açıkta , borç içinde bırakan sistemin yenilenmesini, işsizlik ödeneğinin süresinin ve miktarının arttırılmasını , işverenlerin işçileri keyfi olarak sokağa atmak isteklerini yok edecek yasal düzenlemeler yapılmasını ( yasal tazminatların minimum 10 kat arttırılması ve üst sınır konulmaması , mahkeme süresince geçecek tüm aylara ait ödemelerin tazminata ek olarak işveren tarafından işçiye yapılması , sendikal faaliyete engel olan işverenlere verilecek tazminat ödeme cezalarının fabrikanın ekonomik büyüklüğüne oranlı olmasını ve diğer tazminatlara eklenerek ödenmesini sağlayacak yasal düzenlemeler yapılmasını vb. ) dileriz...
2008 , dileriz ki , kimseyi aç bırakmaz , açları doyurur , evsizleri ev sahibi yapar , soğukta üşütmez , sıcakta yakmaz , uçakları düşürmez , terörün kökü tamamen kazınır , akılsızlara akıl , fikirsizlere fikir verir...Vesselam
Cuma, Aralık 14, 2007
12 ARALIK 2007 TARİHLİ DURUŞMA YAPILAMADI , 18 MART 2008 SAAT 14:00'A ERTELENDİ
Ankara'dan gelen ve bizim için olumlu olduğunu düşündüğümüz bilirkişi raporuna istinaden dün yapılması gereken karar ( ? ) duruşmasında , toplu olarak görülen işe iade davalarımızın sonuna bir nokta konulacağına kendimizi öylesine inandırmıştık ki , mahkeme hakiminin izne ayrıldığını ve bu nedenle duruşmanın , yerine bakan bir başka hakim tarafından 18 mart 2008 tarihine atıldığını öğrenmemizle hayallerimiz adeta toprağa gömüldü. Dikkatinizi çekmem gereken nokta adaletin oluşma süreci başlangıçtan itibaren ONSEKİZİNCİ aya sarkmış oldu.
İş kanunu madde 20'de (Dava seri muhakeme usulüne göre iki ay içinde sonuçlandırılır. Mahkemece verilen kararın temyizi halinde, Yargıtay bir ay içinde kesin olarak karar verir.) Yasa koyucunun zaman sınırlamasını koymaktaki amacının ekonomik olarak zayıf ve mağdur durumda bulunan çalışan tarafın mağduriyetinin en kısa sürede giderilmesini sağlamak , yaşamı devam ettirmek için gerekli harcama zorunluluklarını göz önüne alırsak, yaşamsal öneme haiz girdileri vaktinde mağdura dönüşünü sağlamak olduğunu düşünüyoruz. Sosyal adalet anlayışı ile birebir örtüşen bu madde gereği ; uzayan dava süreçlerinde mağduriyeti artan , ekonomik olarak zayıf ve korunmaya muhtaç olan tarafın tazminat hakkının bulunduğu yorumuna neden oluyor.
Türkiye genelinde yaşanan işçi - işveren sorunları ile ilgili davaların bir hayli yoğun olduğu düşünülürse , uzman iş mahkemelerinin sayısının arttırılmasının önemi ortaya çıkar. Yasaların hakkıyla uygulanması yerinde , zamanında , mağduriyetler en az seviyede iken sonuca ulaşılmasını sağlayabilir.
Ankara'dan gelen ve bizim için olumlu olduğunu düşündüğümüz bilirkişi raporuna istinaden dün yapılması gereken karar ( ? ) duruşmasında , toplu olarak görülen işe iade davalarımızın sonuna bir nokta konulacağına kendimizi öylesine inandırmıştık ki , mahkeme hakiminin izne ayrıldığını ve bu nedenle duruşmanın , yerine bakan bir başka hakim tarafından 18 mart 2008 tarihine atıldığını öğrenmemizle hayallerimiz adeta toprağa gömüldü. Dikkatinizi çekmem gereken nokta adaletin oluşma süreci başlangıçtan itibaren ONSEKİZİNCİ aya sarkmış oldu.
İş kanunu madde 20'de (Dava seri muhakeme usulüne göre iki ay içinde sonuçlandırılır. Mahkemece verilen kararın temyizi halinde, Yargıtay bir ay içinde kesin olarak karar verir.) Yasa koyucunun zaman sınırlamasını koymaktaki amacının ekonomik olarak zayıf ve mağdur durumda bulunan çalışan tarafın mağduriyetinin en kısa sürede giderilmesini sağlamak , yaşamı devam ettirmek için gerekli harcama zorunluluklarını göz önüne alırsak, yaşamsal öneme haiz girdileri vaktinde mağdura dönüşünü sağlamak olduğunu düşünüyoruz. Sosyal adalet anlayışı ile birebir örtüşen bu madde gereği ; uzayan dava süreçlerinde mağduriyeti artan , ekonomik olarak zayıf ve korunmaya muhtaç olan tarafın tazminat hakkının bulunduğu yorumuna neden oluyor.
Türkiye genelinde yaşanan işçi - işveren sorunları ile ilgili davaların bir hayli yoğun olduğu düşünülürse , uzman iş mahkemelerinin sayısının arttırılmasının önemi ortaya çıkar. Yasaların hakkıyla uygulanması yerinde , zamanında , mağduriyetler en az seviyede iken sonuca ulaşılmasını sağlayabilir.
Salı, Eylül 25, 2007
25 EYLÜL 2007 DURUŞMASI
( Bir sonraki duruşma 13 Aralık 2007 de sabah 11:00'da dır. )
Her duruşma gününün verdiği heyecanla toplandık Söke Adliye binasında. Geçen duruşmamızda Ankara'ya , bilirkişi'ye gönderilen dosyamızın değerlendirilip sonuçlarının geldiğini umarak gitmiştik...Bir araya gelip bekledik...Duruşma saati gelmişti, ancak yine de bekledik. Yüksel Seramik Şahidi vasfıyla gelen eski iş arkadaşlarımız karşımızda dikilmeş öylesine bize bakıyorlar, daha henüz bir yıl öncesine kadar canımızı dişimize takarak yanyana çalıştığımız arkadaşlarımız bizlerin ayleyhinde haklı davamızda ilerlememizi engellemek için konuşacaklar...Soğuk bir parça rüzgar asılı kaldı koridorda. Uzun süre dağılmadı.
Binlerce yıllık işçi mücadelesinde bizim geldiğimiz noktada işçileri karşı karşıya getiren sebep yine toplumun çıkarlarından ziyade kişisel çıkarlarını düşünenlerin kendilerini kolaylıkla ucuza satabilmeleri ve doğru olana ihanet etmekten çekinmeyecek kadar aşağılıklaşabilmeleridir.
Duruşma başladığında bir hayli geç olmuştu. Önce farklı özelliği bulunan bir dosya ele alındı. Henüz doğum yapmış bir annenin fabrika'da ağır koşullar altında süt izni dahi kullanmasına izin verilmeden çalıştırılması işveren tarafından sakıncalı görülmeyebilir. Ancak aynı bayan işçinin yasal haklarına dayanarak daha önce SENDİKALI olması nedeniyle komik bahaneler uyduralarak işinden atılması İşverenlerin ne kadar küçüldüklerini ne kadar basitleştiklerini ispatlar. Yanısıra komik iddialarında inad edebilmek için yine geleceği parlak genç mühendisleri kullanarak yalan söylettirmeleri , onları küçük duruma düşürmeleri ( en azından bizim karşımızda ) işverenlerimizin cebimize girecek kadar küçüldüklerini ispatlar.
İşçi haklarına asla saygılı olamayacağını defalarca uygulamalı olarak gösteren Yüksel Seramik işverenleri bu saatten sonra bünyesindeki diğer çalışanlara kötü örnek teşkil edebilecek şekilde seçtiği çalışanları yalan şahitlik yapma konusunda eğitime tabii tuttuğu ,önceden ezber yaptırdıkları gayet açık idi. İşler önceki duruşmadaki gibi tekrar etti.
Avukatımız Sayın İnci AKOĞLUÖZ'ün verdiği bilgiler ışığında , dosyamız 13 Aralık tarihine kadar Ankara'dan gelirse, o tarihteki duruşma da karar alınabilir, diyebiliriz.
Değerli ziyaretçimiz , işyerlerinde yaşanan ve adına ingilizce MOBBING denen olayın ne olduğunu okumanızı şiddetle tavsiye ederim. Ekstrem sayfalar altında verdiğim ' MOBBING NEDİR ? ' linkine tıklayarak ilgili yazıya ulaşabilirsiniz. Bugün hemen hemen tüm işyerlerinde çalışanların yaşadıkları psikolojik tacizler nedeniyle işveren aleyhine dava açabilmelerinin önünü açan örnek davaları ve ilgili yazıları bu linkte okuyacaksınız. Daha fazlası için Mobbing Türkiye Sayfası ' nı gezmenizi tavsiye ederim.
Her duruşma gününün verdiği heyecanla toplandık Söke Adliye binasında. Geçen duruşmamızda Ankara'ya , bilirkişi'ye gönderilen dosyamızın değerlendirilip sonuçlarının geldiğini umarak gitmiştik...Bir araya gelip bekledik...Duruşma saati gelmişti, ancak yine de bekledik. Yüksel Seramik Şahidi vasfıyla gelen eski iş arkadaşlarımız karşımızda dikilmeş öylesine bize bakıyorlar, daha henüz bir yıl öncesine kadar canımızı dişimize takarak yanyana çalıştığımız arkadaşlarımız bizlerin ayleyhinde haklı davamızda ilerlememizi engellemek için konuşacaklar...Soğuk bir parça rüzgar asılı kaldı koridorda. Uzun süre dağılmadı.
Binlerce yıllık işçi mücadelesinde bizim geldiğimiz noktada işçileri karşı karşıya getiren sebep yine toplumun çıkarlarından ziyade kişisel çıkarlarını düşünenlerin kendilerini kolaylıkla ucuza satabilmeleri ve doğru olana ihanet etmekten çekinmeyecek kadar aşağılıklaşabilmeleridir.
Duruşma başladığında bir hayli geç olmuştu. Önce farklı özelliği bulunan bir dosya ele alındı. Henüz doğum yapmış bir annenin fabrika'da ağır koşullar altında süt izni dahi kullanmasına izin verilmeden çalıştırılması işveren tarafından sakıncalı görülmeyebilir. Ancak aynı bayan işçinin yasal haklarına dayanarak daha önce SENDİKALI olması nedeniyle komik bahaneler uyduralarak işinden atılması İşverenlerin ne kadar küçüldüklerini ne kadar basitleştiklerini ispatlar. Yanısıra komik iddialarında inad edebilmek için yine geleceği parlak genç mühendisleri kullanarak yalan söylettirmeleri , onları küçük duruma düşürmeleri ( en azından bizim karşımızda ) işverenlerimizin cebimize girecek kadar küçüldüklerini ispatlar.
İşçi haklarına asla saygılı olamayacağını defalarca uygulamalı olarak gösteren Yüksel Seramik işverenleri bu saatten sonra bünyesindeki diğer çalışanlara kötü örnek teşkil edebilecek şekilde seçtiği çalışanları yalan şahitlik yapma konusunda eğitime tabii tuttuğu ,önceden ezber yaptırdıkları gayet açık idi. İşler önceki duruşmadaki gibi tekrar etti.
Avukatımız Sayın İnci AKOĞLUÖZ'ün verdiği bilgiler ışığında , dosyamız 13 Aralık tarihine kadar Ankara'dan gelirse, o tarihteki duruşma da karar alınabilir, diyebiliriz.
Değerli ziyaretçimiz , işyerlerinde yaşanan ve adına ingilizce MOBBING denen olayın ne olduğunu okumanızı şiddetle tavsiye ederim. Ekstrem sayfalar altında verdiğim ' MOBBING NEDİR ? ' linkine tıklayarak ilgili yazıya ulaşabilirsiniz. Bugün hemen hemen tüm işyerlerinde çalışanların yaşadıkları psikolojik tacizler nedeniyle işveren aleyhine dava açabilmelerinin önünü açan örnek davaları ve ilgili yazıları bu linkte okuyacaksınız. Daha fazlası için Mobbing Türkiye Sayfası ' nı gezmenizi tavsiye ederim.
Cuma, Eylül 14, 2007
25 EYLÜL 2007 SAAT 15:00' A ATILAN DURUŞMAMIZ
Umarız ki 25 eylül 2007 saat 15:00'a atılan duruşmamız son duruşma olur. İlgili arkadaşlarımızı bir saat önceden ( 14:00'da )Söke adliyesi önünde bekleriz.
Bir yılı ve dolayısıyla yasal sonuçlanma sürecini çoktan aşan KUTSAL EMEK SAVAŞIMIZ'da bizleri yalnız bırakmayan Çimse - İş Sendikası'na , hukuksal destek veren ve avukatlığımızı yapan avukatlarımız Sayın İnci AKOĞLUÖZ ve Şehmus DELEN'e , emeğin haklılığına daima inanan ve desteklerini asla esirgemeyen değerli Söke'li sivil toplum kuruluşlarına , insanca yaşama hakkını kazanabilmek için başlattığımız sendikalaşma sürecine katılan yürekli işçi kardeşlerimize sonsuz teşekkürlerimizi sunarız.
Bir yılı ve dolayısıyla yasal sonuçlanma sürecini çoktan aşan KUTSAL EMEK SAVAŞIMIZ'da bizleri yalnız bırakmayan Çimse - İş Sendikası'na , hukuksal destek veren ve avukatlığımızı yapan avukatlarımız Sayın İnci AKOĞLUÖZ ve Şehmus DELEN'e , emeğin haklılığına daima inanan ve desteklerini asla esirgemeyen değerli Söke'li sivil toplum kuruluşlarına , insanca yaşama hakkını kazanabilmek için başlattığımız sendikalaşma sürecine katılan yürekli işçi kardeşlerimize sonsuz teşekkürlerimizi sunarız.
Perşembe, Temmuz 05, 2007
Sendika Davamızda Bugünkü Gelişmeler

Hak arayışımızın ilk günlerinde Sökemizin değerli sivil toplum örgütleri , diğer fabrika işçileri ve halk tarafından böyle destek gördük. Bu destek ve moralle yolumuza devam ettik. Karşımıza çıkartılan sorunları Söke halkının destekleriyle aştık. Bugünlere böyle geldik. Bugün yasaların üzerinde adalet olmaz diyerek adaletin kendisine başvurduk. Bir yıldır süren adalet arayışımız; çalışmalarımız , haklılığımız ve yaratanın sayesinde meyvesini verecektir.
Türkiye'de varlığını sürdüren fabrikaların tamamı işçinin emeği , bileğin gücü alın teri ile ayakta kalmaktadırlar. Buna rağmen işçiler en doğal haklarından mahrum edilebilmekte yalnızca sırtlarından geçinilen varlıklar olarak görülmekte , insan yerine dahi konulmamakta bazen...Hak arayışına giren işçileri bölmek , parçalamak için her türlü yasadışı faaaliyeti serin kanlılıkla yürüten işverenler nedense hiç bir zaman gerekli cezaları almazlar. Aksine ödüllendirilirler. Hak arayışına giren işçinin işe iade halinde çalıştırılıp çalıştırılmaması , tazminatlarının ödenip ödenmemesi işverenlerin insafına bırakılmıştır. Ne kadar insaflı oldukları bilinen işverenlerin insafı...İşçi, tanımlandığı gibi , çalışmak ister, çalıştığının karşılığını hakkıyla aldığına inanmak ister. Alnının terinin karışılığını ister. Başka da bir şey istemez. Bunu vermeyecek kadar insafsızlaşan işverenler yine de haklıdır. Toplumda yine de saygındır. Hakları , alın terleri gasp edilen işçciler ise topluma kötü olarak empoze edilirler. Paranın gücü değilmi? Satın alamayacağı hiç bir şey yok sanılır. Ancak, onur, şeref, haysiyet gibi kavramları satın alamayacaklarını bilmezler. Gün gelir bu gerçek karşılarına dikilir. Yinede kendilerini gizlemeye çalışırlar toplumda. Silinip gitmek , unutulmak- unutturmak isterler kendilerini.
işte yukarıdaki fotoğraf toplumun gerçekle yalanı , onurlu olanla olmayanı kolaylıkla ayırabildiğini gösterir. Bu sayfadaki tüm fotoğraflar onurlu insanları temsil eder. Tarihe böyle kayıt ederim.
Saygılarımla
Neredeyse bir yılı bulan hak savaşımızda elimizden geldiğince ağır başlı , terbiyeli yürüttüğümüz onur savaşımızı gölgede bırakıp , iftiralarla kirletmeye çalışan işveren vekillerimiz aldıkları yüksek ücretlerin hakkını mahkeme salonunda vermek için canla başla uğraştılar. ( anlaşıldı ki, işçi haklarına saygı duymalarını istememiz boşuna imiş ) İşittiklerimizin karşısında bizler hayretler içinde kalırken onlar gerçek Sendikacılık karşıtı ( işçi karşıtı ) mücadelelerine solcu kimliklerine rağmen ( ne anlama geliyorsa bu saatten sonra onlar için ) böyle devam ettiler. Utanma duyguları kabardımı? Daha sonra pişmanlık duydular mı? Bilemiyoruz.
Sonuç, karar günü olduğunu düşündüğümüz bugün, ne olduğunu , nasıl geçtiğini anlayamadan ancak davamızın daha da uzadığı gün olarak kayıtlara geçti. Tarih 25 Eylül eylül saat 15:00 olarak sonraki duruşmamız belirlendi. Böylece iş yasalarında belirtilen dava sonuçlanma süre sınırı 3'e çarpılmış oldu.
Bizlerin sonuna kadar haklılığımıza rağmen işsiz geçirdiğimiz bu günleri kimler tazmin edecek.
Mağduriyetimizin giderilmesi ( Ülkemizde benzeri yaşanan bu türden binlerce vaka var ) yasaların işçi yönünden yeniden düzenlenmesi ile mümkün olabileceğine inanıyoruz.
Avukatımız duruşma sonunda bizlere gerekli açıklamalarda bulundu. Uzayan dava süreci bizleri bir hayli yoracak ve mağdur edecek gibi görünüyor.
Çarşamba, Mayıs 09, 2007
Değerli Ziyaretçilerimiz ( Açık davet ) - Inviting
İşe iade davamızın Aydın / Söke 'de 5 temmuz tarihinde saat 14:00 da yapılacak olan duruşmasına emeğe , üretene , çalışan nasırlı ellere saygı duyan herkesi davet ediyoruz. Din , dil , ırk, milliyet , cinsiyet, mezhep ayrılığı gözetmeksizin herkesi bekliyoruz. Sizleri yanımızda görmek istiyoruz.
Saygılarımızla
We invite all of you to Turkey / Aydın / Soke to support us on 5th. of July. We hope that may be the last case for us.
Best regarts
*****
Invitamos todo usted a Turquía / Aydin / Soke a sostenernos en 5. de julio. Esperamos que eso pueda ser el último caso para nosotros.
Mejores consideraciones
***
Nous vous tous invitons à la Turquie / Aydin / Soke pour nous soutenir sur cinquième. de juillet. Nous espérons que cela peut être le dernier cas pour nous.
Meilleurs égards
***
Wir laden alle von Ihnen nach der Türkei / Aydin / Soke ein, uns auf 5. zu unterstützen,. von Juli. Wir hoffen, dass das der letzte Fall für uns sein kann.
Die besten Beachtungen
***
Le invitiamo al Tacchino / Aydin / Soke a ci sostenere su 5. di luglio. Speriamo che ciò può essere l'ultimo caso per noi.
Considerazioni migliori
***
Wij nodigen u allen naar Kalkoen / Aydin / Soke uit om ons op 5de te steunen. van juli. Wij hopen dat die het laatste geval voor ons zou kunnen zijn.
De best achting
***
Convidamo-lo a Soke de Aydin de Turquia apoiar nos em 5. de julho. Esperamos isso ser o último caso para nós.
Melhor considera
***
Мы приглашаем всех Вас к Турции Юрисдикция Aydin поддерживать нас на 5-ом. из июля. Мы надеемся, что это может быть последним случаем для нас.
Наилучшие пожелания
***
Vi ber all av De til Kalkun / Aydin / Soke støtte oss på 5. av Juli. Vi håper det er den siste tilfelle for oss.
Best hensyn
***
我们把你们大家邀请到土耳其 Aydin Soke 在 5 上支持我们。 7 月中。我们希望那可能是我们的最后的案例。
此致敬意
***
私たちは7月の5th.で私たちを養うためにトルコ・アイドゥンSokeにあなたたちの全てを招きます。 私たちは、それが私たちのための最後のケース〔事件〕であるかもしれないことを望みます。
敬具
=======***======
Saygılarımızla
We invite all of you to Turkey / Aydın / Soke to support us on 5th. of July. We hope that may be the last case for us.
Best regarts
*****
Invitamos todo usted a Turquía / Aydin / Soke a sostenernos en 5. de julio. Esperamos que eso pueda ser el último caso para nosotros.
Mejores consideraciones
***
Nous vous tous invitons à la Turquie / Aydin / Soke pour nous soutenir sur cinquième. de juillet. Nous espérons que cela peut être le dernier cas pour nous.
Meilleurs égards
***
Wir laden alle von Ihnen nach der Türkei / Aydin / Soke ein, uns auf 5. zu unterstützen,. von Juli. Wir hoffen, dass das der letzte Fall für uns sein kann.
Die besten Beachtungen
***
Le invitiamo al Tacchino / Aydin / Soke a ci sostenere su 5. di luglio. Speriamo che ciò può essere l'ultimo caso per noi.
Considerazioni migliori
***
Wij nodigen u allen naar Kalkoen / Aydin / Soke uit om ons op 5de te steunen. van juli. Wij hopen dat die het laatste geval voor ons zou kunnen zijn.
De best achting
***
Convidamo-lo a Soke de Aydin de Turquia apoiar nos em 5. de julho. Esperamos isso ser o último caso para nós.
Melhor considera
***
Мы приглашаем всех Вас к Турции Юрисдикция Aydin поддерживать нас на 5-ом. из июля. Мы надеемся, что это может быть последним случаем для нас.
Наилучшие пожелания
***
Vi ber all av De til Kalkun / Aydin / Soke støtte oss på 5. av Juli. Vi håper det er den siste tilfelle for oss.
Best hensyn
***
我们把你们大家邀请到土耳其 Aydin Soke 在 5 上支持我们。 7 月中。我们希望那可能是我们的最后的案例。
此致敬意
***
私たちは7月の5th.で私たちを養うためにトルコ・アイドゥンSokeにあなたたちの全てを招きます。 私たちは、それが私たちのための最後のケース〔事件〕であるかもしれないことを望みます。
敬具
=======***======
Salı, Mayıs 01, 2007
Bir Mayıs ( bugün ) Duruşmamız Vardı
We believe that we will win this case !!!
we are at the 8th month of our worker union event. We hope that we will start to work for Yuksel Seramic Factory in a short time after deciding of the court-case judge in Söke.
İşyerimizdeki sendikal faailetlerimiz sekizinci ayını doldurdu. Ve bugün yapılan üçüncü duruşmamızda şahitler dinlendi. Takribi üç buçuk saat süren oturum da sendikalı arkadaşlarımızın pek çoğu hazır bulundu. Tahmin ettiğimiz gibi gelişen oturumda fabrika şahitlerinin sözleriyle de sendikal faaliyetlerimizin fabrika tarafından kabul edildiği kayıtlara geçmiş oldu. Umuyoruz ki 5 ( beş ) Temmuz tarihine atılan duruşmamızda beklenen işe iade kararlarımız alınır ve haklılığımız bir kez de mahkeme de onaylanmış olur ve yasalarımıza dayanarak çıktığımız bu haklı yolda yasalarımızın marifetiyle haklarımızı söke söke alırız.
Umuyoruz ki, bu dava sonucunda İş ve sendika yasalarımızın titizlikle uygulanmasına daha fazla dikkat gösterilirilen bir çalışma anlayışı sergilenir işyerlerinde.


we are at the 8th month of our worker union event. We hope that we will start to work for Yuksel Seramic Factory in a short time after deciding of the court-case judge in Söke.
İşyerimizdeki sendikal faailetlerimiz sekizinci ayını doldurdu. Ve bugün yapılan üçüncü duruşmamızda şahitler dinlendi. Takribi üç buçuk saat süren oturum da sendikalı arkadaşlarımızın pek çoğu hazır bulundu. Tahmin ettiğimiz gibi gelişen oturumda fabrika şahitlerinin sözleriyle de sendikal faaliyetlerimizin fabrika tarafından kabul edildiği kayıtlara geçmiş oldu. Umuyoruz ki 5 ( beş ) Temmuz tarihine atılan duruşmamızda beklenen işe iade kararlarımız alınır ve haklılığımız bir kez de mahkeme de onaylanmış olur ve yasalarımıza dayanarak çıktığımız bu haklı yolda yasalarımızın marifetiyle haklarımızı söke söke alırız.
Umuyoruz ki, bu dava sonucunda İş ve sendika yasalarımızın titizlikle uygulanmasına daha fazla dikkat gösterilirilen bir çalışma anlayışı sergilenir işyerlerinde.
Pazartesi, Nisan 23, 2007
The Great Court Case on 1. of May
We will be meeting in Soke Court-House on 1.of May. We invite you all to support us on that time.
Mayıs ayının bir'inde saat 14:00 de yapılacak işe iade davamızın duruşmasına, Türkiye Cumhuriyeti yasalarına dayanarak Türkiye Çimse - İş sendikasına üye olmak cesaretini gösterdiğimiz için Yüksel Seramik fabrikasındaki işlerinden atılmış olan değerli işçi arkadaşlarımız katılacaklardır.
Sosyal sınıfların eşitliği ilkesine , hakka ve adalete inanmış emekçileri , sivil toplum örgütlerini , basın mensuplarını ve bize destek vermek isteyen herkesi davet ediyoruz..
Saygılarımızla
Mayıs ayının bir'inde saat 14:00 de yapılacak işe iade davamızın duruşmasına, Türkiye Cumhuriyeti yasalarına dayanarak Türkiye Çimse - İş sendikasına üye olmak cesaretini gösterdiğimiz için Yüksel Seramik fabrikasındaki işlerinden atılmış olan değerli işçi arkadaşlarımız katılacaklardır.
Sosyal sınıfların eşitliği ilkesine , hakka ve adalete inanmış emekçileri , sivil toplum örgütlerini , basın mensuplarını ve bize destek vermek isteyen herkesi davet ediyoruz..
Saygılarımızla
Pazartesi, Şubat 05, 2007
MAÇ BAŞLADI
İnternet Protokolü adresiniz / Sizin IP'niz / Your IP :
IP adresi


16 OCAK GÜNÜ ORADAYDIK
Adaletin yerini bulması için başlattığımız hukuksal süreçte ilk duruşmamız 16 ocak günü sabah 09:40 da başladı. Takriben birbuçuk saat süren oturumun sonunda görünen oydu ki ADALET kesinlikle yerini bulacak...Biz , davacı işçiler , Fabrikamıza Çimse-İŞ sendikası ile beraber gireceğiz.
IP adresi

16 OCAK GÜNÜ ORADAYDIK
Adaletin yerini bulması için başlattığımız hukuksal süreçte ilk duruşmamız 16 ocak günü sabah 09:40 da başladı. Takriben birbuçuk saat süren oturumun sonunda görünen oydu ki ADALET kesinlikle yerini bulacak...Biz , davacı işçiler , Fabrikamıza Çimse-İŞ sendikası ile beraber gireceğiz.
Çarşamba, Ocak 10, 2007
16 OCAK SALI GÜNÜ SÖKE ADLİYESİNDEYİZ
16 Ocak Salı günü sabah 9:30 da Söke 1. asliye hukuk mahkemesinde görülecek işe iade davalarımızın ilk duruşmasına tüm arkadaşlarımızın katılımını aileleriyle beraber bekliyoruz.
Saygılarımızla
Saygılarımızla
Pazar, Aralık 03, 2006
To The Governors of Our Factory
We wanted to be members of the worker union. We wanted to look for our legal rights. Because governors of our factory have wounded us...We were the good workers. We are protesting the governors of the factory that they do not give us humaninty worthy and worker worthy. We want our rights. We are still strugling to get our rigths.
Firstly , We are human. Then, We are workers. We love our factory , our work.
Firstly , We are human. Then, We are workers. We love our factory , our work.
Cuma, Ekim 20, 2006
Sendikal Faaliyetlerimizi Fotoğrafladık
13/09/2006 tarihinde düzenlediğimiz basın toplantısıda Aykut İncedal arkadaşımızın çektiği fotoğrafları ilginize ' FOTOĞRAFLAR ' başlığı altında sunuyoruz.
Haklı mücadelemize destek veren sivil toplum örgütlerine , orada bulunup bize destek veren diğer fabrikaların işçi temsilcilerine ve bizim için her gün Söke'ye kadar gelen, dertlerimizi dinleyip bizimle ilgilenen çimse-iş izmir şube başkanı sayın Kazım Belek'e ve Avukatımıza teşekkür ederiz.
Haklı mücadelemize destek veren sivil toplum örgütlerine , orada bulunup bize destek veren diğer fabrikaların işçi temsilcilerine ve bizim için her gün Söke'ye kadar gelen, dertlerimizi dinleyip bizimle ilgilenen çimse-iş izmir şube başkanı sayın Kazım Belek'e ve Avukatımıza teşekkür ederiz.
Cuma, Eylül 22, 2006
SENDİKA MÜCADELEMİZ DEVAM EDİYOR
KISA SÜREDE YAPTIĞIMIZ ÜYELİKLERİN ARDINDAN, İÇİNDE HALEN İŞVEREN KORKUSU TAŞIYAN BİR KAÇ İŞÇİ ARKADAŞ KALDI...ONLARI DA ÜYE YAPMAMIZ AN MESELESİ...İSTİYORUZ Kİ TÜM İŞÇİLERİN ÜYELİKLERİ TAMAMLANSIN. BAŞIMIZ DİK , HAKKINI SÖKE SÖKE KOPARMANIN VERDİĞİ ONUR VE GURURLA FABRİKAYA GİRELİM , İŞVERENİN KARŞISINA HEP BERABER TEK YÜREK HALİNDE DİKİLİP TOPLU SÖZLEŞMEMİZİ YAPALIM.
Çimse İş sendikalı İşçiler
Çimse İş sendikalı İşçiler
Sendikaya Yeni Üyeler Katıldı

Bugün fabrikanın ağır taşlarından olan işçi arkadaşların sendikamıza üyelik imzalarını atmasıyla , fabrikanın sendikalı olması yolunda büyük adımlar atılmış oldu.
Pek çoğu yoksulluk ve yokluk içinde yaşayan bu arkadaşlarımız çocuklarının nafakalarını kazandıkları fabrikalarından atılma korkusuyla yaşamaktan ve işveren temsilcilerinin inatçı baskılarından kurtulmak, rahata kavuşmak için Çimse-iş sendikasının koruma şemsiyesinin altına girdiler. Bugünden itibaren onlarda çocuklarının nafakalarını kazanırken en kutsal eylemlerden birine , hak almak eylemine iştirak etmiş oldular. İşverenin olası mazaretlerle işten atma tehditlerine iyi bir karşılık vermiş oldular. Onları hep birlikte selamlıyor ve aramıza hoş geldiniz diyoruz.
Fotoğrafların üzerine bir kez tıklarsanız dahada büyük hale gelirler.
Cuma, Eylül 15, 2006
DÜN VE BUGÜN FARKI

DÜN NEYDİ ?
DÜN…
FABRİKA İŞVERENLERİMİZ BİZLERİ ADAM YERİNE KOYMAZLARDI. YANIMIZDAN ROBOT GİBİ GEÇERLER VE BİR SELAMI BİZE ÇOK GÖRÜRLERDİ.
HAK ETTİĞİMİZ AYIN MAAŞINI ELLERİNDEN GELDİĞİNCE GEÇ VERMEK İÇİN UĞRAŞIRLARDI. VE HER SEFERİNDE 20 GÜN , 25 GÜN , 30 GÜN GECİKMELİ OLARAK MAAŞLARIMIZI VERİRLERDİ. GIKIMIZI ÇIKARAMAZDIK.
İKİ KİLO ÇÜRÜK DOMATESE VE HATTA BİR TAKVİME DEĞERLİ İMZALARIMIZI ALIRLAR BİZE ONLARI BÜYÜK BİR LÜTUF GİBİ VERİRLERDİ. BİZ DE SORMAZDIK NEDEN DİYE?
BENZİN İSTASYONLARININ BEDAVA DAĞITTIĞI DETARJANLARI BİZE İMZA KARŞILIĞI VERİRLERDİ.
YILLIK İZNİMİZİ KULLANMAK İÇİN GÜNLERCE ÖNCEDEN YAKARMAYA BAŞLARDIK. KEYİFLERİ YERİNE GELİRSE 7 ( YEDİ ) GÜN İZİN VERİRLERDİ BELKİ…ÇOĞU ZAMAN İZİN ALAMAZDIK.
BİR BARDAK ÇAYI BİZDEN ESİRGERLERDİ. GÖZLERİNE BATARDI BİR BARDAK ÇAY İÇME LÜKSÜMÜZ.
ELİMİZİ , AYAĞIMIZI KESTİĞİMİZDE , GÖZÜMÜZE ÇAPAK GİRDİĞİNDE UMURSAMAZLARDI. HAYVAN HAKLARINI İSE SONUNA KADAR SAVUNURLAR.
AYDA ELLİ SAAT , YÜZ SAAT , YÜZELLİ SAAT , İKİYÜZ SAAT FAZLA MESAİYE BIRAKIRLARDI. YİNEDE ONLARIN ALDIĞI SIRADAN MAAŞA YETİŞEMEZDİK.
ŞEHRİMİZİN MUHTELİF İLERİ GELENLERİNE HER BAYRAMDA MUHTELİF HEDİYELER GİDERDİ. O İLERİ GELENLER HER BAYRAM YEMEKLERE GELİRLERDİ. BÖYLE ZOR GÜNLER İÇİN YATIRIM YAPARLARDI.
İŞÇİYE BİR AYAKKABIYI , BİR SIRADAN İŞ ELBİSESİNİ VERMEZLERDİ. FAZLA MASRAF ETTİKLERİNİ DÜŞÜNÜRLERDİ.
MANGAL PARTİLERİ , KUZU ÇEVİRME PARTİLERİ KENDİLERİNE VARDI.
BİR KURBANDA İŞÇİYE BİR KİLO ETİ ÇOK GÖRÜRLERDİ.
MAAŞLARA HER ALTI AYDA YÜZDE ON SÖZÜYLE Kİ BU GEÇERLİ BİR SÖZLEŞME ŞEKLİDİR, İŞE BAŞLATTIKTAN SONRA O ZAMLARI KENDİLERİNE YAPARLARDI. ÜSTÜNE PRİM DE ALIRLARDI.
ZEHİR ZEMBEREK SICAĞIN KARŞISINDA YADA DONDURUCU SOĞUKTA ÇALIŞAN BİZLER DEĞİLDİK SANKİ, ONLARDI.
DEĞERLİ İŞÇİ KARDEŞLERİMİZ…>>>
BUGÜN NE OLDU ?
BİR GÜNDE DEĞERİMİZ TAVAN YAPTI , BORSALAR ALT ÜST OLDU SANKİ. O ÇÜRÜK DOMATESLERE ATTIĞIMIZ İMZALARIN BİR TANESİNİ DAHA ATMAMIZ VE ARKADAŞLARIMIZA İHANET ETMEMİZ İÇİN ŞİMDİ İŞVERENLER BİZE YAKARIYORLAR.
ÖMRÜ HAYATIMIZDA HİÇ BİR NOTER BİR DAHA AYAĞIMIZA KADAR GELMEZ…ZATEN GELMESİNİ DE İSTEMİYORUZ. SENDİKADAN DÖNMEYİZ
BİR BARDAK ÇAYIN HESABINI SORANLAR ŞİMDİ BİZİ KENDİ ODALARINA ÇAĞIRIP ÇAY ISMARLIYORLAR. ÇÜNKÜ BİZ ARTIK SENDİKALIYIZ. ONLARLA AYNI İNSANİ HAKLARA SAHİP OLDUĞUMUZU ANLADILAR.
*** BİZ SENDİKALIYIZ , BİZ SENDİKALIYIZ …
BU KELİMELER DEN DAHA GÜZELİNİ DUYMAMIŞLARDIR ONLAR. NASIL PANİKLEDİKLERİNİ GÖRÜYORSUNUZ. ALINLARINDAN ECEL TERLERİ BOŞANIYOR ADETA.
DEMEK Kİ DOĞRU , GÜZEL BİR ŞEYLER YAPIYORUZ… HAKLIYIZ !!!
EŞİTLİK , ADALET , KARDEŞLİK , DÜRÜSTLÜK VE HAKÇA PAYLAŞIM KELİMELERİ NE KADAR GÜZEL… NE KADAR TATLI GELİYOR KULAĞIMIZA…
* MAAŞLARIMIZ İNSANCA YAŞAYACAK SEVİYEDE OLACAK VE AYIN ALTISINI GEÇMEYECEK.
* HER ÜÇ AYDA BİR MAAŞ TUTARI İKRAMİYE , KIŞA DOĞRU KÖMÜR YARDIMI , AĞIR SANAYİ TAZMİNATI HER AY ALINACAK…
* YAZLIK VE KIŞLIK GİYSİLER ALINACAK. HER BÖLÜMÜN İHTİYACINA UYGUN İŞ GİYSİLERİ OLACAK.
* YILLIK İZİNLERİMİZ PLANLI OLACAK. DAHA DÜZGÜN YEMEKLER , DAHA DÜZGÜN SERVİS HİZMETİ OLACAK…
* İŞÇİ HAYATINDAN MEMNUN OLACAK, İŞVERENİN İLK ZAMANLAR BİRAZ CANI SIKILACAK AMA DAHA SONRA ONLARDA BU GÜZELLİKTEN MEMNUN OLACAKLAR
** MUTLU İŞÇİ ; SAĞLAM İŞÇİLİK , KALİTELİ ÜRETİM , KESİNTİSİZ ÜRETİM , PLANLI ÜRETİM VE DAHA ÇOK KAR DEMEKTİR.
BUNLAR İÇİN VAKİT GELDİ…ÇÜNKÜ BİZ FABRİKAMIZI SEVİYORUZ
Çarşamba, Eylül 13, 2006
Bizim Basın Açıklamamız

Değerli arkadaşlarım, değerli basın 13/09/2006
Burada toplanmamızın amacı Anayasanın bize verdiği sendikalara üye olmak hakkının hiçbir kimse, makam ve mevkii tarafından engellenemeyeceğini ; engellemek isteyenlerin karşısında Türkiye Cumhuriyeti kanunlarının bulunduğunu , sendikaya üye oldu diye kimseye baskı ve zulüm yapılamayacağını, kimsenin işinden atılamayacağını ; bu suçları işleyenlerin karşısında devletimizin yargı organlarının görevlerini yapmaya hazır bulunduğunu onlara hatırlatmaktır.
28 Ağustos Sabahından bugüne kadar geçen sürede kanunlardan doğan haklarını kullanmak isteyen ve Çimse- İş sendikasına üye olan arkadaşlarımıza Fabrika işveren temsilcileri işçi arkadaşlarımıza yoğun baskılar yaptılar, yalanlarla dolu telkinlerde bulundular. Önlerine iki seçenek sundular " işte noter , ya sendika üyeliğinden istifa edersin yada işinden olursun ". Bazı arkadaşlarımız sabırları tükenerek ve dayanamayarak sendika üyeliklerinden istifa etmek zorunda bırakıldılar. İlk günden beri istifa etmemekte direnen Çimse- İş sendikası üyesi işçi arkadaşlarımızı birer ikişer, beşer onar işlerinden attılar. Böylece sözlerinin eri olduklarını gösterdiler.
İlk günlerde sendikal sebebin dışında bir sebep olmadığından ve başka nedenler bulamadıklarından “ son zamanlardaki bazı davranışlarınız ve tutumumuz nedeniyle çalışan ve işveren arasında bulunması gereken güven ilişkisi bakımından bizde tereddütler doğmuştur. Karşılıklı güven bakımından oluşan tereddütler nedeniyle bundan sonra sağlıklı ve huzurlu bir şekilde birlikte çalışmamız zor olacağından “ bahisle bizleri işlerimizden attılar.
Sekiz yıldır , on yıldır büyük özveriyle ve zor şartlar altında , asgari ücret tutarındaki maaşlarını daima yirmi – otuz gün gecikmeli olarak alan işçi arkadaşlarımız , yıllardır kanuni yıllık izinlerini dahi kullanamadan çalıştıktan sonra kanunlardan aldıkları haklarını kullanmak istedikleri zaman bir gün içinde işverende güven problemi yarattılar. Buna çocuklar bile gülerken işverenlerimiz kendi yalanlarıyla kendilerini bizden kurtardıklarına inandılar.
KİMİN KİME KARŞI GÜVEN DUYMAMASI GEREKTİĞİ GÜNEŞ KADAR ORTADADIR.
Son günlerde sendika üyesi arkadaşlarımızı işlerinden atmak için daha temkinli davranmak zorunluluğunu hissetmiş olmalılar ki , tecrübeli işçi eksikliği ve yeni aldıkları işçilerin yetenek eksikliği nedeniyle doğru dürüst üretim yapılamazken, üretim hatalarının faturasını yıllardır fabrikada çalışmakta olan sendikalı arkadaşlarımıza kesmeye ve tazminatsız çıkış vermeye başladıklar. İlk günlerde yaptıklarının aksine iş akdi feshi de dahil olmak üzere hiç bir evraka imza attırmadan PTT kanalıyla çıkışlarını vermeye başladılar. Elbette bundan bekledikleri kısa süreli bir fayda olabilir ancak sonuç değişmeyecek adalet mutlaka gereğini yapacaktır. Adalete her zaman güveniyoruz.
Sevgili arkadaşlar , bu iş burada kapanmayacak , sendika o fabrikaya elbette girecektir. Türkiye Cumhuriyeti kanunları elbette uygulanmak zorundadır.
Saygılarımızla
Sendikaların Gerekliliği ve İşçi Hakları

Hazreti Adem den itibaren başlayan çıkar savaşları bugüne kadar hiç değişim göstermedi. Tarihin her döneminde zengin ve fakir , yöneten ve yönetilen , emir veren ve emir alan , emeği sömüren ve sömürülen insanlar vardı. Çıkar savaşlarında sömüren işveren sömürülen hep işçi oldu.
Bugün burada toplanan işçi arkadaşlarımızın emekleri yıllarca işverenler tarafından sömürüldü. Hakları gasp edildi. Kanunlara ve nizamlara dayanan en temel işçi hakları dahi uygulanmadı. İşveren kendinden başkasını düşünmedi. Bu nedenden dolayı fabrikalara sendikaların girmesi kaçınılmaz bir gereklilikti.
Evet , dünyanın diğer devletlerinde yüz yılı aşkın bir süredir var olan sendikalar ülkemizde gelişme ortamını yeni yeni buluyor. Avrupa devletleri ile aramızdaki gelişmişlik farkı da buradan kaynaklanıyor. Onlar işçi ile işveren arasındaki barışı yüz yıl önce sağladılar ve geliştiler. Refah seviyesini yükselttiler. Gelişmeye devam ediyorlar.
Bizim sorunumuz ülkemizin çıkarlarıyla işçi ve işveren barışının aynı anlama geldiğini düşünemeyen işverenlere bunu öğretememek. Düşünmelerini sağlayamamak. Ülkemizin küçük bir azınlığı refah ve varlık içinde ve geri kalan büyük çoğunluğu teşkil eden işçi kesimi sefalet içinde ise gelişmişlikten değil öncelikle bir zihinsel gelişmemişlikten bahsetmek gerekir.
Türkiyemizin acı gerçeklerinden biri enflasyon. Enflasyonun suni bir kavram olduğunu, ülkemizde kim nasıl isterse insanların yaşam standartlarıyla oynayabildiğini öğrendik. Bizleri bu kavramların altında ezilmeye mahkum edenlerdir barış istemeyenler.
Değerli arkadaşlarım,
Yüksel seramik dahilinde çalışan sendika üyesi arkadaşlarımıza üyeliklerinin ilk gününden itibaren fabrika işverenlerinin yoğun baskısı vardı. Bu baskı halen devam etmektedir. Bazı işçi arkadaşlarımız işverenin ağır baskılarına dayanamayıp, bıkkınlık getirip üyelikten istifa etmek zorunda kaldılar. Bu işçi arkadaşların daima destekçiyiz. İşinden atılan işçi arkadaşlarım, zaten onlarda buradalar şu an, Çimse – İş sizlere destek olmaya devam edecektir.
Bugün Yapılan Basın Toplantısında Çimse-İş Bildirisi Dağıtıldı

Bildiriyi okumak için üzerini tıklayarak büyütünüz.
>>>>--------------------------------<<<<<
İşlerinden , Çimse-İş Sendikasına üye oldukları için, atılan 26 işçi hak arama mücadelesi başlattı.
Bugün saat 13:00 da Söke'de yaptıkları eylemle Çimse-iş' e üye oldukları için işten atılmalarını protesto eden işçilere Söke'deki sivil toplum örgütleri temsilcileri ( Atatürkçü Düşünce Derneği , EğitimSen, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği vd.) ve Söktaş iplik fabrikası, WF Lee fabrikası , Söke Çimento fabrikası işçi temsilcileri yaptıkları birer basın açıklamasıyla destek verdiler.
İkiyüz civarında çalışanı bulunan fabrikanın yaklaşık tamamı son bir hafta içinde kötü çalışma şartları nedeniyle fabrikaya Çimse İş sendikasını davet edip üye olmaya başlamış ancak sendika üyesi olduklarını saklayamayan işçiler işveren tarafından işlerinden birer ikişer atılmaya başlanmıştı. Dün akşam itibariyle 26 yı bulan işçi çıkarmalarına halktan da tepki geldi.
>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>
Sayfamızı ziyaret etmekte olanların dünya üzerindeki konumlarını daha iyi görmek için haritanın üzerine tıklayarak büyütünüz. Kırmızı noktalar sayfamızı ziyaret edenlerin hangi ülkede olduklarını gösterir.

Bütün Dünyadaki Sayfa Ziyaretçilerimiz
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)





